Haddini bilenlerin, bildiklerini ortaya koymak zorunda olmadığı ,mütevazi bir dünyanın hayaline....

Pazartesi, Kasım 02, 2009

Bir Hayalim Var


İnsanların maddi menfaatler için birbirini ezdiği bir dünyada, konuştukları insanlarla nasıl arkadaş olurum diye ona merhaba demelerinin yerine bu adamla tanışmam bana ne kazandırır diye düşündükleri bir ortamda bir hayalim var benim. Ne maddi menfaat var içinde ne de buna benzer bir başka meta. Sadece bir hayali gerçekleştirmek,konuştuğumuz herkesin gülerek;''Bu yapılır mı?'' dediği şeyi arkadaşlarımla fikrin detaylarını paylaştığımızda heyecanlanan insanlar ile.

Dün 28. Kitap Fuarı'nda idik. Ocak ayından beri devam eden projenin 23. ayağını gerçekleştirmek için. Cüneyt Özdemir ile karşılaştık Doğan Kitap standında ve ''Kitap Okuyarak Guinness'e girmek istiyoruz'' dedim ve hemen anlattığımda o çoğu insanda gördüğüm tebessümü gördüm. Ve sonrasında 10.000 kişiyi bir araya toplayıpta bir stadyumda ekip arkadaşlarımla beraber bir statda o kadar insana kitap okutmaya çalışacağız dediğimde ;Umarım yaparsınız dedi.Buna benzer örnekler o kadar çok ki. Kime anlatsak bu projenin zorluğundan ve kitap okumak için mi? sorusu geliveriyor. İnsanları Friendfeed'de yemek yemeğe çağırıyorsunuz yüzlerce kişi geliyor. Kahve ısmarlayacağım diyoruz binlerce insan posta yorum yazıyor. Ama kitap okumak için bir araya gelmeleri için çağırıyoruz çok az insan bu sese kulak veriyor.


Ama son iki Kitap Okuma Günleri etkinliğinden bu yana benim umutlarım giderek artıyor. Yapmış olduğumuz 22. ve 23. Kitap Okuma Günleri etkinliklerine bu işe inanmış iki insan bize destek vermek için sponsor oldu. Desnet firması sahibi Ömer Ekinci ve okumasitesi.com'un yeni sahibi İbrahim Öztürk. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Yukarıdaki fotoğrafta son gerçekleştirmiş olduğumuz kitap okuma etkinliğinde fuardan satın almış olduğum kitabın özetini katılımcı arkadaşlara anlatırken çekilmiş olan bir fotoğraf var. Bu fotoğraf karesine sığan ve benim anlatmak istediğim şey;Elimde tuttuğum o kitaba girmek değil amacım ekipteki kardeşlerimle bu memlekette bir çok insanın yapamazsın dediği bir şeyi yapmak ve bir zaman sonra eğer gerçekleştirmez isek kendimizi de kaybedeceğimiz ''OKUMA'' faaliyetini ülkemizde yaygınlaştırmak istiyorumdur. İnsanları buna inandırmak zor olsada'' Doğru bildiğimiz bir yolda yalnız başına yürüyeceğiz''.

Çarşamba, Eylül 30, 2009

İşte Oluyor Ya Hu

Perşembe, Eylül 17, 2009

Güneş Gözlüğü ve Kimlik


Güneş gözlüğü takmış fotoğraflarını internette sıkça kullanan ve profillerinde bu resimlerini paylaşan insanları görünce aklama gelen bir şeyi paylaşmak istedim.
Güneş gözlüğü temelde insanların kornea tabakalarını güneşin zararlı ışınlarından korumak ve onlara sağlıklı şekilde güneşe çıkmalarını sağlamak için tasarlanmış bir ürün diye biliyorum. Ama nedense insanların gözüne gözlük takıp ortalıkta arzu endam etmelerinin arka planında asla güneşten korunmak olmadığını düşünüyorum bazen. Pazarlama uzmanlarının sürekli anlatıp durduğu üretilen ürünlerin satın alınmasının arkasında tüketicilere bir hikayenin satılması meselesi güneş gözlüklerinde çok başarılı bir şekilde uygulanıyor bence. Çünkü bu siyah kemikler, bazı insanların kendilerini başka bir insanmış gibi hissetmelerini sağlıyor .

Bu düşüncemi destekleyen bir kaç örnek paylaşmak istiyorum: İnsanlar profillerinde güneş gözlüklü hallerini yayınlıyorlar çünkü asıl gözleri ile verdikleri pozlarda sanki olmak istedikleri kişinin o gözlerde saklı olmadığını düşünüyorlar.

Başörtülü bayanların da özellikle büyük güneş gözlükleri kullanmasının arkasında buna benzer bir sebep olduğunu düşünüyorum. Yıllardan beri inançları gereği karşılaşmış oldukları sıkıntılar,insanların onlara olan bakışlarındaki sanki farklı bir dünyanın insanlarıymış gibi davranılmalarından duydukları ayrımcılık hissini o gözlüklerle kapatıyorlarmış ve sanki ''Biz Buyuz'' demek istiyorlarmış diye düşünüyorum.

Gözlük taktığı zaman kendini başka bir dünyanın insanı ya da başka bir kimlikte olduğunu hissetme dürtüsünün ben de dahil olmak üzere hepimizde olduğunu ama asıl gözlerle anlatılmak istenin asla bir kemik parçası takılarak anlatılamayacağını söyleyerek yazıyı burada tamamlamak istiyorum.

Çarşamba, Ağustos 26, 2009

GİT sen çalıları BUDA




"Gitmek" her zaman daha kolay. En iyisi "yapıp gitmek"

Uğur ÖZMEN

İnsanların hayatlarında sürekli yeni açılımlar ve sürekli yeni kapılar açılır. Benim her zaman söylediğim bir şey vardır bu kapılar ile ilgili; Önemli olan o açılan kapılar değil onları senin ne kadar ittirip devam ettiğindir.

Kendi hayatınıza bir bakın kaç kere yeni bir arkadaşla tanışıp, kaç kere size fırsatlar sunabilecek,inanılmaz bir vizyon kazandırabilecek ortamlar olmuştur. Ama onu değerlendirmeden hemen çekip gitmişizdir hem o ortamdan hem de enteresan fikirlerden. Az önce Friendfeed'te son yazısının bir kısmını post eden Uğur Özmen hocamızın söylediği bir ifade benim çok hoşuma gitti; "Gitmek" her zaman daha kolay. En iyisi "yapıp gitmek". Hepimiz birgün işlerimizi tamamlayıp zaten gideceğiz bu diyardan. O zaman gelmeden önce bütün gitme durumlamızda yıkıp değil yapıp gitmeyi tercih edelim mi? Baksanıza yazıyı yazarken ofisin bahçesindeki çalıları budayan bahçıvan bile işleri bitirmeden gitmiyor.

Etiketler: , ,

Perşembe, Ağustos 20, 2009

Ne Keyifliydin Sen 19 Ağustos 2009 Çarşamba 20:00-21:30 arası



Nereden geldiğini bilmediğim bir davetiye ile Likemind toplantılarının ilkine katıldığımda insanların bir gündem etrafında konuşacaklarını, birazdan organizasyonu yapan Özgür Alaz'ın çıkıp arkadaşlar bu haftaki toplantımızın konusu şudur diyeceğini beklerken toplantının hiçte düşündüğüm gibi olmadığını gördüm.Ben deo toplantıda zaten arkadaşım olan insanlar ile sohbete ve bilgi paylaşımına başladım.

İkinci katıldığım buna benzer toplantı Nurettin Özdoğan ve tayfasının düzenlemiş olduğu Kariyer Kahvesi idi. İlk toplantısında aynı Likemind gibi geçen, sonraki oturumlarında bir konuğun davet edilerek bilgi paylaşımında bulunması üzerine inşaa edilen toplantı gençlerin katılımı ile renkli bir buluşmaya dönüşmüştü.

8 aydan beri devam eden KİTAP OKUMA GÜNLERİ etkinliğinin farklı bir versiyonunu nasıl yaparız düşüncesinden hareketle bir fikir geldi aklıma. Zaten kurucusu olduğum Düşün Taşın Kulübü üyesi arkadaşlarımla 8 aydan beri Kitap Okuma Günleri isminde 15 günde bir bir etkinlik yapıyorduk ve insanlarla bir araya gelip 2 saat boyunca kitap okuyorduk. Bundan çok daha farklı bir formatta DÜŞÜNme TAŞINma ismini verdiğimiz 10 programlık bir seri ile her hafta çarşamba akşamları İstanbul'un farklı mekanlarında bir araya gelerek 10 farklı konuyu konuştuk.

Dün akşam bu toplantıların sonuncusunu düzenledik ve tema olarak bu DüşünMe TaşınMA toplantılarını konuştuk. O kadar güzel şeylerden bahsettiler, o kadar iyi bir şeye vesile olduğumuzu söyledi ki katılımcılar ben kendimi zor tuttum; ve toplantının sonunda gol atmış bir santrafor gibi yumruğumu sıkıp holeyyy be diye bağırdım katılımcıların arasında. Çünkü birşeyleri paylaşmak isteyen insanların olduğu bir toplumda sizleri dinleyecek insanların bulunmadığını hissederek yaşamak ve kendini ifade edebileceğin ortamlarda insanlara özgüven aşılamak oldukça güzel bir işti benim için .

Katılımcılarında birinin söylediği ''Ben artık bu toplantılarda konuştuğumuz konuları hayatımda uygulayıp yukarıda resmi de bulunan konuda olduğu gibi Ne derlerse desin etrafımdaki insanlar onları dinlemeden işimi yapıyorum''demesi olayı özetler gibiydi.

Öncelikle bizim bu toplantılarımıza katılan arkadaşlarımıza, sonrasında bunu düzenleyen benim biricik kulüp üyesi pırlantalarıma, fikir aşamasında bana ışık tutan Özgür Alaz ve Nurettin Özdoğan'a son olarak O'na bu işe başından beri vesile olduğu için binlerce teşekkür ederim.

Perşembe, Temmuz 30, 2009

Neyimiz Kaldı Bize Ait









Dün akşamki DüşünME TaşınMA toplantılarının 7.sinde üzerinde tartıştığımız konu ''Demesinler'' idi. Birileri birşeyler demesin diye yaptığımız ya da yapmadığımız şeyleri 14 beyin binlerce sinir hücresine sahip arkadaşlarımızla Eyüp Pierre Lotti'deki çay bahçesindeki küçük odada tartıştık.

Bu sabah, geçen Pazar satın aldığım, işlerin yoğunluğun evde okuyamadığım için ofise getirdiğim masamın altındaki bilgisayarın üzerinde duran gazeteleri okumak için elime aldım. Habertürk Pazar ekinde okuduğum yazıdaki bahsi geçen şeylerin ne kadar da bizim dün akşam konuştuğumuz şeylerle ilişkili olduğunu görünce çok şaşırdım işin açıkçası. (http://www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=3065)

www.amazon.com firması son zamanlardaki en büyük atılımlarından birini Amazon Kindle denilen aletle yaptı. Dijital olarak kitap okunabilmesine imkan sağlayan bu alet adeta kitap sektörünü bir anda kasıp kavurdu. Sebebi insanların sayfalarca kalınlığındaki kitapları ellerinde taşımadan içine binlerce kitabı depolayabilecek bir aleti sadece yanında taşımaları ile okumak istedikleri binlerce kitaba çok çabuk şekilde sahip olmaları idi. Ama az önce bahsettiğim haberde www.amazon.com firmasının iki hafta önce yapmış olduğu enteresan hadiseden bahsediyordu. George Orwell'ın 1984 ve Hayvanlar Çiftliğini indirmiş olanlar kitapların bir süre sonra bu Kindle denilen aletlerinden kendilerinin haberleri olmadan silindiğinin farkına varıyorlar. Ve sizin para vererek satın aldığınız bir alet ve o alete para ödeyerek indirmiş olduğunuz kitap aynı ürünleri size satan firma tarafından siliniyor.
Ne var şimdi bunda diyebilirsiniz.
Nerede benim özgürce birşeyler yapabilme haklarım
Nerede benim kendi adıma birşeylere karar verebilme haklarım.

Apple firmasından yapılan açıklamada da insanların ipodlarına girebildiklerini ve istedikleri bilgiyi elde edebildiklerini söylemesi bana bu hayatta bize ait şeylerin gelişen teknoloji ile ne bırakacağı.

Birileri ne der diye karar almıyor ve birşeyler yapmıyoruz. Niyetlendiğimiz şeyleri yapmadıktan sonra ortada bir ''SEN'' kalacak mı ki yaşıyoruz...




Etiketler: , , ,

Pazartesi, Temmuz 20, 2009

Ben ne idim ne idim dallı budaklı bey idim...


Annemin anlattığı hikaye geldi aklıma. İşler yolunda gittiği zaman etrafındakilerin hiçbirini görmeyen adamlardan biri ondan yardım isteyen adamların haline düşünce söylemiş bu sözü :Ben ne idim ne idim dallı budaklı bey idim... Bu sözden daha önceki durumu daha iyi olupta şu an kötü durumda olan bir insan anlaşılacağı gibi bir de daha onceden ne kadar güzel işler yapılmış acaba şu an o yapılan işlerin neresindeyiz de denilmez mi acaba...